liste
liste1

Kısa gezi yazısı örnekleri - Evliya Çelebi

Ekleyen: ilketkinlik | Okunma Sayısı: 948

ADİLCEVAZ KALESİ

Azerbaycan şahlarından İran Şahı Taceddin Alişân tarafından yaptırılmıştır. Nice hükümdarların eline geçtikten sonra 940 tarihinde kaleye sığınmış olan Acemler, Osmanlı baskısına dayanamayıp kalenin anahtarlarını bizzat Süleyman Hân’a teslim etmiştir. Kalenin ilk hâkimi Zâl Paşa’dır. Kale, Van Gölü kenarında, göğe yükselmiş bir kaya üzerinde, yontulmuş taş ile yapılmış sağlam bir yapıdır. En yüksek yerine yarım saatte çıkılır. Doğu ve güneyini çevreleyen Van Gölü küçük bir haliç gibi görünür. Sabah kuşluk vakti olmayınca mavi bulut arasından kalenin tepesi görünmez. İç kalesinin etrafında hendek yoktur, hendek açmak da mümkün değildir. Zira çepeçevre etrafı şahin yuvalı yalçın kayalardır ki bir tırnak eriştirecek yeri yoktur. Otuz sekiz adet metin kulesi vardır.
...

SÜPHAN DAĞI

Adilcevaz Kalesi’nin kuzeyinde göğe yükselmiş bir dağdır. Filozof Batlamyos’un dediğine göre, yeryüzündeki yüz kırk sekiz büyük dağdan biri de budur. Bu dağın en yüksek tepesine her sene Türkmenler, Çekvani, Zaza, Lulu, Zibari, Pesani ve Kargari Kürtleri yüzbinlerce hayvanları ile çıkıp yayla faslı yaparlar. Bu dağda otlayan hayvanların çoğu çifte kuzulardır.

Şöyle garip bir şey oldu: Adilcevaz ihtiyarları, yakın zamanda bir batında yedi çocuk doğduğunu gördük, diye söylediler. Ben buna güvenmeyerek Allah’ın âdeti böyle değildir diye karşı çıktım. Hemen Savurioğlu, Dizdaroğlu, Meymendioğlu adındaki ihtiyarlarla mahkemeye vardık. Kadı Hâmid Efendi’ye bir kuruş vererek “Canım efendi! Sultan Süleyman Hân zamanında Zâl Paşa sicillerine bakın.” diye rica ettik. Derhal Adilcevaz Kalesi hazinesinden, Zâl Paşa’nın “Ol asırda Süphan Dağı yaylasında Movul Secah adında bir adamın karısı dokuz ay on günde bir batında bir saat içinde kırk çocuk doğurup yirmisi kız, yirmisi oğlan olmak üzere...” diye Süleyman Hân’a böylece arz ettiğini ve 943 tarihiyle sicilde kayıtlı olduğunu gördük. Daha önce bir batında yedi çocuk doğurulduğuna inanmamışken şimdi kırk tanesine inanmaya mecbur oldum. Süphan Dağı’nın böyle bir özelliğinin artık sicillerde bile kayıtlı olduğu görüldü. Allah her şeye kadirdir.

Bu Süphan Dağı’nda kurt, sırtlan, tilki, çakal, kaplan gibi bütün yırtıcı hayvanlar yaşar. Bu dağda çiftleşirler. Ama asla belaları olmaz. Kurt ile koyun bu dağda bir yerde gezdikleri hâlde, koyunun tüyüne bile zarar gelmez. Onun için bu dağda çobanların değeri pek yoktur. Bağdat arslanına benzer ehlileştirilmiş köpekler vardır. Buranın tavukları çoğunlukla günde ikişer yumurta yumurtlarlar.

Ahlat ile Süphan Dağı aralığında korkulu bir yer vardır ki adına Ayn-ı Çimen derler. Kayalardan doğar, sert kayalardan aşağı döküldüğünde sesinden insanın kulağı sağır olur. Sesi iki fersah mesafeden işitilir. Bu pınar, bir halice akarak kaybolur. Yılan zehri gibi acı bir sudur. İçen hayvan veya insan o an ölür. Hatta bizimle beraber gelen Hacı Carullah adında bir zenci, hayvanlara engel olmak için etrafına bir set yaptırmış. Bu pınarın etrafında ottan eser yoktur. Bu dağın kuzeydoğusunda, dağlar arasında büyük bir kaplıca vardır. Yaylaya gidenler burada yıkanırlar. Suyu gayet sıcaktır. Havuzu geniş olup suyu zırnıklıdır (arseniklidir). İçine girenlerin saç ve sakalları dökülür. Ama kadınlar için çok faydalıdır. Uyuz olan bir kimse çamurundan vücuduna sürse, Allah’ın emri ile iyileşir.

Adilcevaz’ı böylece gezip gördükten sonra, göl kenarını takip ederek dokuz saat giderek Deliklitaş Köyü’ne geldik. Göl kenarına yakın, iki yüz haneli bir köydür. Oradan Demirci Köyü’ne geldik. Van Gölü’nden uzak, Erciş Kalesi topraklarında, üç yüz haneli, gelişmiş bir Yakubi köyüdür. Halkı hep demircidir. Oradan Kenzik Köyü’ne geldik. Bu da sahilden uzak, Erciş toprağında, iki yüz haneli köy ve gelişmiş bir zeamettir. Burada, Paşa’nın çadırı önünde yedi adet hırsız yakalanarak kelleleri kesildi. Oradan yine doğuya doğru giderek Erciş Kalesi’ne geldik.

ERCİŞ KALESİ

Bu yer birçok zaman onun bunun elinde kalmış, sonunda 521 senesinde Kılıç Arslan Şâh’ın eline geçmiştir. O da burada bir kale inşa ettirerek burayı geliştirmiştir. Sonra yine hükümdardan hükümdara geçmiştir. Bunlardan Karakoyunlu şahlarından Kara Yusuf Şâh da burayı pek geliştirdiyse de Timur gelince harabeye döndürmek istedi. Fakat başaramayıp sadece Muş şehrini harap edebilmiştir. Sonra 955 tarihinde, Süleyman Hân, Acem diyarından gelip bu Erciş Kalesi’ni Acem elinden aman ile alarak yeniden güzelleştirmiştir. Halen Van Eyâleti’nde sancakbeyi merkezidir.

Melek Ahmet Paşa efendimiz ile Erciş Kalesi’ne giderken, beyleri Ferhat Bey idi, kale kulu ve livası, sipahileriyle altı
bin kadar silahlı seçkin asker göndermiştir ki bunların silahları ve savaş âletlerinin parıltısından gözlerimiz kamaşmıştı. Kaleye yaklaştığımızda kale içinden gülbank (Hep bir ağızdan ve makamla yapılan dua veya ant) ve “Allah Allah!” sesleri göğe yükseldi. Bu aralık, kalenin burç ve kulelerinden binlerce tüfek atışı yapıldı. Bunların gürültüsü bitmeden bir yaylım balyemez toplar atıldı ki Erciş Kalesi, semender kuşu gibi Nemrut ateşi içinde kaldı.

Paşa kaleye yaklaştığında, topçular hüner gösterisi için balyemez toplarından Van Gölü üzerine seğirtme gülleler attılar. Her gülleleri gölde kelle gibi seğirtti. Bu şekilde nice şenlikler yaptılar. Paşa, çadırında konakladı. Ziyafetten sonra divan toplantısı yapıldı. Üç gün istirahate karar verildi. Ben kaleyi gezip seyre başladım.
...

İBÂDET YERİ VAN KALESİ

Önce buralarda Âd ve Semûd kavimleri yerleşmişlerdi. Bu dağlarda mağaralar ve büyük oyuklar yapıp oturmuşlardı. Allah’ın hikmeti bu ya, bütün sert kayalar onlara boyun eğermiş. SonÖmrünün otuz yılını İstanbul’da, geri kalan yaklaşık elli yılını da seyahatlerde geçiren Evliyâ Çelebi, hiç evlenmemiş, yaşamını gezmeye ve yazmaya adamıştır. Onun on ciltlik “Seyahatnâme”si; tarihî, folklorik ve edebî açılardan çok önemli bir kaynaktır. Düşünceye ve daha çok göze hitap eden güçlü betimlemeleri, mizahî, abartmalı, secili anlatımı, bu eserin belirgin anlatım özellikleri arasındadır.

Sonra bu Van kayası nice devletlerin eline geçmiştir. Hazreti Peygamberin doğumundan 1600 sene önce, Hz. Dâvud zamanında Melik Câlut bu Van kayalıkları üzerine büyük bir kilise yaptırmıştır. Davut aleyhisselâm Melik Câlut’u öldürttükten sonra da bu kilise elden ele geçmiş, nihayet Hz. Peygamberin doğumundan 881 yıl önce Büyük İskender’in eline geçmiştir. İskender bu kiliseye, yerlilerin “ibâdet yeri” anlamına kullandıkları “Vank” adını koymuştur. Sonra bu kelime bozulmuş ve şehrin adı da Van kalmıştır.
...

Van kayalıkları, Azerbaycan toprağındadır. Güneyi, batısı ve kuzeyi Van Gölü ile çevrilidir. Kıble, doğu ve yıldız tarafı İrem Bağı gibi bir sahranın ortasıdır ki kale bu ortada yüklü olarak çökmüş deve gibi durur. Arka ucu göğe yükselmiş olup çeşit çeşit şekiller hâlinde görünür. İki tarafı da deve yükü gibi karnı geniş, altı sütunsuz, dağ gibi boş kayalardır ki kıble tarafındaki kayaların altında aşağı şehir alçak bir hisar varoşudur. Kuzey tarafındaki altı boş kayada -ki Timur’un toprak sürdüğü yerdir şehir yoktur. Bir tarafı sazlı bataklıktır.

Batı tarafı Timur toprağı olup arkası sahradır. Bu kaya çökmüş bir deveye benzetilirse, başı doğu tarafında olup gülle gibi kayalar vardır ki bunlara asla top ulaşmaz. Devenin kıç tarafı, Van Gölü tarafına ve batıya bakar. Bu deve kıçına benzeyen yerden üç bin altmış adım yükseklikteki kayalar üzerine, korka korka, tam bir saatte çıktık. Yedi kule ve yedi kat kapı gezip aşağı Arapcan kapısına vardık ki kalenin en aşağı duvarıdır. Bu kalenin kayaları pek tuhaf bir şekilde görünür. Nice yerlerinde kayalar ejderha gibi aşağı sarkmış, şehri örter gibidirler; başları, pençeleri, gerdanları açıkça bellidir. Görenler bilir: Niceleri arslana benzer, timsaha benzer, gemiye benzer; bazı kayalar oturmuş akbaba kuşu gibi durur. Bu kayalar, aşağıdan tam üç saatte dolaşılır.
...

Hâsılı, bu Van kayalarının içerisinde altı yüz kadar mağara vardır ki hiçbirisi boş değildir. Hepsi cephane, mühimmat ve askeri malzemeler ile doludur. Hatta Süleyman Hân -Allah rahmet eylesinbirçok fetihlerde bulunup kaleler aldığından her şeyi bilir, dışarıdan kaleye ve kaleden düşmana ne şekilde top atılıp kalenin nasıl dövüleceğini, kaleden atılan topların düşmana nasıl zarar vereceğini bildiğinden, Van Kalesi’nin ta en yüksek yerine yirmişer, otuzar ve kırkar karış aralıklarla balyemez toplar koydurmuştur. Dört saatlik mesafeden, Edremit bağlarından düşman görününce bu toplar Van sahrasında ve kırk mil deryasında insan gezdirmez.

Van Kalesi’nin şekli: Yukarıda anlatılan mağaralar üzerinde göğe doğru uzanmış yüksek bir kaledir. Batı tarafında yedi kat kapı kuleleri vardır. Burçlar birbirine bakar. Kuzey tarafa bakan bölme bölme kayalar üzerinde, üç grup kale duvarı arasında azap ve diğer sınıf askerleri otururlar. Bu taraftaki kayaların içi, ta aşağı sazlığa inen Soluk yolunun kalesi, balyemez toplarla doludur. Kıblesinde, güneyinin aşağı şehre bakan yerinde hiç duvar yoktur. Tamamen yalçın kayalar üzerinde yeniçeri ağasının, başçavuş ve kâtibinin, dizdar ve kethüdasının sarayları ile diğer yeniçeri ve cebecilerin odalarının duvarları vardır. Yoksa bu taraftaki kale duvarından aşağı bakmaya kimse cesaret edemez. Bu kısımda aşağı şehre sarkan kayalar içinde oyulmuş Soluk Kulesi yolu vardır. Yukarı kalenin en yüksek yerinden Horhor suyu kayasına; ince, bin basamaklı taş merdiven ile inilir. Su alınan yol yine başkadır. Kuşatma sırasında sıkışıklık olmaması için Kılıç Arslan böyle yaptırmıştır. Van’ın bu kale kayasından Horhor denilen değirmen çarkını döndüren suyu akar. Debbağhane içinden etrafta bulunan bağ ve bostanları sulayıp Van Gölü’ne dökülür. Güzel bir sudur.

ANTALYA / ibni Battuta

Buradan (Alanya’dan) Antalya’ya doğru yola çıktım. Bu şehir, yüzölçümünün genişliği, nüfusunun çokluğu ve planının muntazamlığı itibariyle bölgenin en önde gelen şehirlerindendir. Her fırka diğer fırkalardan tamamen ayrıdır. Hristiyan tüccarları “Mina” adıyla bilinen mahallede oturmaktadırlar. Mahallenin etrafı bir surla çevrilmiş olup geceleri ve cuma vakti kapıları kapanır. Şehrin eski sakinleri olan Rumlar, diğerlerinden ayrı olarak başka bir mahallede otururlar. Bunların mahallesi de bir sur ile çevrilmiştir. Aynı şekilde Yahudilerin de sur içinde ayrı bir mahallesi bulunur. Şehrin hâkimi, idesi ve devlet ricali de yukarıda açıkladığımız şekilde, şehrin öteki mahallelerinden ayrı olarak etrafı surlarla çevrilmiş bir kalede oturmaktadır. Müslümanlar ise asıl şehirde ikamet ederler.

Bu beldede bir cami ve medrese ile birçok hamam, gayet tertipli ve geniş çarşılar vardır. Şehrin etrafı, yukarıda zikrettiğimiz mahalleleri de ihtiva eden büyük bir surla kuşatılmıştır. Buranın bağ ve bahçeleri çoktur. Meyveleri ise pek nefistir. Özellikle “kamereddin” denilen bir çeşit kayısısı vardır ki pek lezzetli olduğu gibi çekirdeği de tatlıdır. Bu meyve kurutulduktan sonra çok makbul sayıldığı için Şam ve Mısır gibi memleketlere gönderilir. Şehrin, yazın en sıcak günlerinde bile buz gibi soğuk, lezzetli su kaynakları vardır. Burada Şeyh Şehabeddin-i Hamevî’nin medresesine indim. Güzel sesli çocukların her gün ikindiden sonra cami ve medresede Fetih, Mülk ve Amme sûrelerini okumaları bir gelenekti.

• İlketkinlik Online Test Merkezi

• İlketkinlik Eğlence Merkezi

Sitemiz, hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir. Sitemiz, 5651 sayılı yasada tanımlanan yer sağlayıcı olarak hizmet vermektedir. İlgili yasaya göre, site yönetiminin hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu nedenle, sitemiz uyar ve kaldır prensibini benimsemiştir. Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan bir biçimde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahipleri veya meslek birlikleri, fatih(at)ilketkinlik.com mail adresinden bize ulaşabilirler. Şikayet yerinde görüldüğü takdirde ihlal olduğu düşünülen içerikler sitemizden kaldırılacaktır.Sitemiz hiçbir şekilde kar amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

üst