liste
liste1

Prepositions ( Edatlar ) Konu Anlatımı

Ekleyen: ilketkinlik | Okunma Sayısı: 5849

Edatlar (prepositions), farklı tür ve görevdeki sözcükler ve kavramlar arasında anlam ilgisi kurmaya yarayan sözcüklere denir. Edatların tek başlarına anlamları olmadığı gibi, tek başlarına görevleri de yoktur. Ancak diğer sözcüklerle birlikte cümle içinde görev ve anlam edinirler.

Preposition İngilizcede değişik ifadeler arasındaki ilişkiyi anlatması bakımından önemlidir.

Edat, ismin -i, -de, -den gibi çeşitli hallerini gösterir.

İsimlerin (nouns) önünde yer alırlar. Bu nedenle preposition yani önhal olarak anılırlar.

Pre "ön" anlamına gelir.

Position "pozisyon, durum, hal" gibi anlamlara gelir.

Preposition ise "ön pozisyon, hal, durum" anlamını ifade eder.

Yani, ismin ön halidir. Örnekler:

At home (ev-de)
To school (okul-a)
In office (büro-da)
From factory (fabrika-dan)

The vase is on the table. (Vazo masanın üzerindedir.)
The pen is under the chair. (Kalem sandalyenin altındadır.)
The house is behind the post office (Ev, postanenin arkasındadır.)
I came in time. (Zamanında geldim.)

İnglizce'de edatların kullanım yerleri genellikle isimden bir öncedir. Ancak, bazen isimden sonra da gelirler. Bunların başında sorular gelir.

Örnek:

That's the story he was telling me about. (Bana anlatmakta olduğu hikaye odur.)
What can I cut the mellon with? (Kavunu neyle kesebilirim?)

a) Edatların İnglizce'de üç türlü kullanımı vardır

1. İsimler ile

for money (para için)
in business (işte)
without love (aşksız)
with a man (adam ile)

2. Zamirler ile for them (onlar için)

without you (sensiz)
by him (onun ile)
from her (ondan)
about me (benim hakkımda)

3. Gerundlar ile

for learning (öğrenmek için)
about teaching (öğretme hakkında)
against talking (konuşmaya karşı)

Önemli: Bir cümle preposition ile bitirilemez ama istisnalar hariç. b) En yaygın olarak kullanılan prepositionlar

about,
above,
across,
after
against,
along,
among,
around,
at,
before
behind,
below,
beneath,
beside,
between,
beyond,
but,
by,
concerning,
despite,
down,
during,
except,
for,
from,
in,
inside,
in front of,
into,
in spite of,
like,
near,
next to,
of,
off,
on,
onto,
out,
opposite,
outside,
over,
past,
since,
through,
throughout,
till,
to,
towards,
under,
underneath,
until,
up,
upon,
with,
within,
without.

c) Edatların fiille ilişkisinden iki türlü sonuç çıkar

1.Fiil ve edat esas anlamlarını muhafaza eder.

Örnekler:

I am sitting in my room and reading a book. (odamda oturuyorum ve kitap okuyorum.)

She is looking at her husband and whispering something. (kocasına bakıyor ve ona birşeyler fısıldıyor.)

They told us about their adventures. (bize maceralarını anlattılar.)

2.fiil ve edat kendi anlamlarını kaybederek birlikte idiyomatik bir anlam oluşturur.

Örnekler:

The baby takes after its mother. (bebek annesine benziyor.)

Bu cümlede yer alan “take” fiili almak, “after” edatı ise sonra,sonrasında demektir. ancak, ikisi birlikte kullanıldığında hiç ilgisiz bir anlam ortaya çıkıyor ki bu da benzemektir (resemble).

He didn’t take to me at first glance. (ilk bakışta beni sevmedi.)

We set about preparing for fair. (fuar için hazırlanmaya başladık.)

The cargo ship made for the destination place. (Kargo gemisi varış yerine doğru yol aldı.)

Let’s look to this matter once more. (Meseleyi bir kez daha inceleyelim.)

d)Yön Bildiren Edatlar

1. “To” Başlıcası “to” edatıdır ve bir hedefe doğru yönelişi ima eder. Şayet sözkonusu olan fiziki bir hedef ise, “to” hedef yönünde bir hareketi gösterir. Mesela,

Örnek:Arda came back to his country. (Arda ülkesine geri döndü.)

“To” edatı “on” ve “in” edatlarıyla birleşerek “onto” ve “into” edatlarını oluşturur. “Onto” bir yüzeye yönelişi gösterir. “into” ise bir iç sahaya doğru harekettir.

Örnek:Please come in to my room. (Lütfen odama girin.)

He placed his stuff onto the floor. (Eşyalarını döşeme yüzeyine koydu.)

“To” bazen başka prepozisyonların parçasıdır. Mesela “towards” gibi.

Örnek:

The ship is sailing towards Marmara. (Gemi Marmara’ya doğru seyrediyor.)

** Master yapan “to” konumuz dışındadır.

“To” edatı iletişimde kullanılan fiillerden sonra gelir. (listen, speak (tell fiilinde kullanılmaz), relate, appeal (rica ve yalvarma anlamında kullanılırsa)

Örnek:

The family listens to the news every night. (Aile her akşam haberleri dinler.)

Listen to what I say. (Lafımı dinle)

The teacher speaks to his students softly. (Öğretmen öğrencileriyle kibarca konuşur.)

The book relates to a historical event. (Kitap, tarihi bir olayla ilgili.)

She appealed to God. (Tanrı’ya yalvardı.)

“To” edatı hareket ifade eden fiillerle kullanılır. (move, go, transfer, walk/run/swim/ride/drive/ fly, travel )

Örnek:

They are moving to the new city. (Yeni bir şehre taşınıyorlar)

We go to the cinema every weekend. (Her haftasonu sinemaya gideriz.)

The plane is flying to Ankara. (Uçak, Ankara’ya uçuyor.)

Hakan transferred to Inter of Italy. (Hakan, Inter’e transfer oldu.)

The cavalry rode to the hostile castle. (Süvari birliği düşman kaleye saldırdı.)

“To” ve “Towards” Farkı

“To” spesifik bir hedefe doğrudur. “Towards” ise genel bir hedef gösterir. “To” , hedefe varıştır. “Towards” da ise hedefe varıp varılmadığı belli değildir.

Örnek:

The frightened boy ran to his mother. (Korkan çocuk annesine doğru koştu.)

The hungry lion started to walk towards the forest where it could hunt. (Aç aslan , avlanabileceği ormana doğru yürümeye başladı.)

2."onto"Hareket fiillerinde “onto” yerine genellikle “on” kullanılır.

**Bu edatın kullanımı giderek azalmaktadır. Hareket fiillerinde

3. "in”Hareket fiillerinde aynı durumlar için "in” ve “into" kullanılır. “into” edatı cümlelerin sonunda yer almaz ancak soru cümlelerinin sonunda olabilir.

Örnek:

She came in. (İçeri girdi )(she came into olmaz.)

Now what kind of trouble has she gotten herself into?
Bazı durumlarda sadece “in” veya “inside” kullanılabilir.

Sabit durumları gösteren fiillerde on (üstünde) veya in (içinde) klasik anlamlarıyla yer alır.

“at” = Belirli bir zamanı ifade etmek için kullanılır

“on” = Belirli gün ve zamanları ifade etmek için kullanılır

Prepozisyon kendisinden sonar gelen isimle uyumlu olmalıdır. Doğru prepozisyonun kullanılması, kelimenin ilgili olduğu fiille mi ilgili olduğuna ya da o kelimenin maskülin, dişi, tek ve çift olup olmadığına bağlıdır.

Bir cümlede edatın etkilediği ismi bulmak güçtür. Çünkü edatların Inglizce’deki kullanımı Türkçe’ye uymaz.

e) Basit Edatlar In (içinde) (sabit durumda ve dışında olmayan)

At (...de, ...da)
Into (içinde )(haraket olduğunda)
On (üzerinde) (statik olarak)
Onto (üzerinde) (dinamik olarak)
Under (altında)
Up (yukarıya, yukarıda)
Down (aşağıya, aşağıda)
After (...den sonra)
Before ( ...den once)
With (ile) Without ( ...sız)
Of (...nın) (telafuzu hafif bir “v” sesi iledir)
Off (haricinde, dışında) (tek başına kullanılmaz, deyimselleşmiş kalıplarda. “of” olarak telafuz edilir.)
By (ile, tarafından, ...e kadar)

Near (...nın yakınında, ...e yakın)
Next to (...nın yanına, bitişiğinde)
Like (gibi)
Unlike (aksine)
As (olarak)
From (...den, ...dan,) (somut olarak)
Out of (...den, ...dan) (soyut olarak)
Beyond (ötesinde)
Behind (arkasında)
Beneath (yerin altında)
Beside ( ...den başka, ...nın yanında)
Over( üstünde (temas olmadan) ) “over” bir önek olarak kullanılrsa sonrasındaki kelimeye “aşırı, fazla” anlamını katar. Bu kullanımda artık edat değildir.

f)Kompleks Edatlar Because of

In spite of ( ...e rağmen)
Despite “ “ Due to
Owing to
On account of (...den dolayı)

In view of.. (ışığında,meyanında)

Regarding
Concerning
As regards ( ...e ilişkin)
With regard to
About

In case of ( ...halinde,durumunda)
In the event of In terms of (itibariyle, bakımından)
With respect to (...e göre )(kıyaslamada)
According to ( ...e göre )(görüş belirtirken)
In addition to ( ...e ilaveten) Instead of (...nın yerine)

g)Aşağıdaki kelimeler prepozisyonsuz kullanılır

downstairs (aşağıkat)
downtown (aşağı mahalle)
home (ev)

inside (içerisi,içeride)
outside (dışarısı, dışarıda)
upstairs (yukarıda)
uptown (yukarı mahalle)

h)Gereksizce Kullanılan Edatlar - Unnecessary Prepositions

Günlük hayatta özellikle Amerikalılar bazen gerekmediği halde cümlede edat kullanır. Bu hatadan kaçınmamız gerekir.

Örnekler:

She met up with the new manager. Yanlış She met the new manager (yeni müdürle karşılaştı) Doğru

The vase fell off of the table. Yanlış The vase fell off the table. (Vazo masadan düştü.) Doğru

I wouldn't let strangers sit inside of the house. YanlışI wouldn't let strangers sit inside the house. (yabancıların evde oturmasına izin vermem.) Doğru

Where did you go to? YanlışWhere did you go? (Nereye gittin?) Doğru

Where is the hospital at? YanlışWhere is the hospital? (Hastane nerede?) Doğru

i)Başlıca edatların kullanımıyla ilgili örnekler

TO
Accustom(ed) to: The foreigners were soon accustomed to living in Turkey. (Yabancılar Türkiye’de yaşamaya hemen alıştılar.)

Amount to: The exports of the company amounted to tens of millions. (Şirketin ihracatları on milyonlarca dolara çıktı.)

Appeal to: The speech of the prime minister appealed to the public. (Başbakanın konuşması halkı etkiledi.)

Apply to: Millions of students are going to apply to universities this year. (Milyonlarca öğrenci bu sene üniversitelere başvuruyor.)

Attach(ed) to: The price list was attached to the letter. (Fiyat listesi mektuba eklenmişti.)

Attend to: Many music lovers attended to the concert. (Çok sayıda müzik sever konsere katıldı.)

Belong to: Everything I have belongs to my children. (Sahip olduğum herşey çocuklarıma aittir.)

Blind to: The mayor was blind to the problems of the city. (Belediye başkanı şehrin sorunlarına karşı kördü-ilgisizdi-.)

Challenge to: The young boxer was brave enough to challenge to the champion. (Genç boksör şampiyona meydan okuyacak kadar cesurdu.)

Close to: His house was close to mine. (Evi benimkine yakındı.)

Compare to: The accountant compared the results of the last year to those of this year. (Muhasebeci geçen yılın sonuçlarını bu yılkilerle karşılaştırdı.)

Condemn(ed) to: The suspect has been condemned to a heavy punishment. (Zanlı ağır bir cezaya çarptırıldı.)

Confess to: He confessed to the police all the crimes he committed. (Polise işlediği bütün suçları itiraf etti.)

Confine to: His studies were confined to a specific area. (Onun çalışmaları belli bir alanla sınırlıydı.)

Consent to: All the members consented to my proposal. (Tüm üyeler benim önerime rıza gösterdiler-uzlaştılar-.)

Contrary to: His actions have always been contrary to his words. (Onun yaptıkları daima sözlerine zıttır.)

Convert to: In western countries, many Christians are converting to Islam. (Batı ülkelerinde çok sayıda Hristiyan Müslümanlığa dönüyor.)

Cruel to: Her father was always cruel to her. (Onun babası ona her zaman zalimdi – zalimce davrandı-.)

Dear to: The memory of my beloved mother will always be dear to me. (Sevgili annemin hatırası benim için daima aziz olacaktır.)

Entitle(d) to: The vice manager has been entitled to take some decisions in his turf. (Müdür yardımcısı kendi alanında bazı kararları almaya yetkili kılındı.)

Equal to: Two and two equal to four. (iki iki daha dört eder.)

Faithful to: A Turkish woman is always faithful to her husband and children. (Bir Türk kadını kocası ve çocuklarına daima bağlıdır.)

Fatal to: This medicine can be fatal to a patients’ health. (Bu ilaç bir hastanın sağlığı için ölümcül olabilir.)

Harmful to: The political debated in Turkey are sometimes very harmful to the stability of the country. (Türkiye’deki politik tartışmalar bazen ülkenin istikrarı için çok zararlı olur.)

Indifferent to: I did everything to attract her attention yet she was indifferent to me. (onun dikkatini çekmek için herşeyi yaptı yine de bana karşı kayıtsızdı.)

Inferior to: Ordinary people always seemed inferior to a king. (Sıradan insular bir krala daima aşağılık göründüler.)

Liable to: An honest debtor feels liable to pay back his/her debt. (Dürüst bir borçlu borcunu ödemeye kendini yükümlü-mecbur-hisseder.)

Listen to: Listen to the teacher carefully. It pays off in the exam. (Hocayı dikkatle dinle. Sınavda yararını görürsün.)

Mention to: He mentioned to me that he would not take part in the club. (Bana klüpte yer almayacağını açıkladı.)

New to: What you have just told me is all new to me. (Bana anlattıklarının hepsi benim için yeni.)

Obedient to: In a paternalistic society, everybody has to be obedient to the person in charge. (Pederşahi bir toplumda herkesin baştakine karşı itaatkar olması gerekir.)

Object to: The young officers objected to the action plan of the general. (Genç subaylar generalin hareket planına itiraz ettiler.)

Obvious to: It was obvious to everyone that the relations were deteriorating. (İlişkilerin bozulduğu herkesin malumuydu.)

Occur to: All of a sudden it occurred to him that he was making a mistake. (Birdenbire bir hata yaptığı kafasına dank etti.)

Oppose to: The opposition parties strongly opposed to the draft prepared by the government. (Muhalefet partileri hükümetin hazırladığı yasa teklifine şiddetle karşı çıktılar.)

Polite to: All ladies expect the gentlemen to be polite to them. (Bütün hanımlar bayların kendilerine kibar davranmalarını bekler.)

Prefer to: We should prefer poverty to dishonesty. (Fakirliği şerefsizliğe tercih etmeliyiz.)

Previous to: Previous to his achievements he wasn’t well known in the countries. (Başarılarından once ülkede tanınmıyordu.)

React to: In World Trade Organization meeting the developing countries reacted to the selfishness of the developed countries. (Dünya Ticaret Örgütü toplantısında gelişmekte olan ülkeler gelişmiş ülkelerin bencilliğine reaksiyon gösterdiler.)

Reply to: The export department should reply to the incoming messages as soon as possible. (İhracat departmanı gelen mesajlara gecikmeksizin yanıt vermelidir.)

Respond to: During the Cold War, the Soviet Union responded to every military action done by USA. (Soğuk Savaş sırasında Sovyetler Birliği ABD’nin yaptığı her askeri harekata mukabele etti.)

Rude to: The teacher should never be rude to students. (Bir öğretmen hiçbir zaman öğrencilerine kaba davranmamalıdır.)

See to: When a problem arises, a good manager sees to it instantly. (Bir sorun çıktığında iyi bir yönetici anında icabına bakar.)

Sensitive to: All living beings are sensitive to radical changes in the atmosphere. (Tüm canlılar, atmosferdeki radikal değişikliklere karşı duyarlıdır.)

Similar to: All the songs of that singer are similar to one another. (O şarkıcının tüm şarkıları birbirine benzerdir.)

Strange to: The new comers seemed strange to the old residents of the village. (Yeni gelenler, şehrin eski sakinlerine tuhaf göründü.)

Submit to: The holy books tell us to submit to faith after we have done all our best. (kutsal kitaplar bize elimizden gelen herşeyi yaptıktan sonra kadere teslim olmamızı söyler.)

Superior to: A distinguished person never claims to be superior to others. (Seçkin bir insan asla başkalarından üstün olduğunu iddia etmez.)

Surrender to: Turkish soldiers never surrender to the enemy. (Türk askeri hiçbir zaman düşmana teslim olmaz. ).

Turn to: When he failed in his business, he turned to dirty tricks. (İşinde batınca kirli oyunlara sarıldı-döndü-.)

Useful to: He took with him all the tools that would be useful to him. (Ona faydalı olabilecek tüm aletleri yanına aldı.)

Yield to: This year investment in stock exchange yielded to high profits. (Bu sene borsa yatırımları yüksek karla sonuçlandı.)

Write to: The young girl said to his sweet heart “Write to me every day.” (Genç kız sevgilisine “Bana her gün yaz” dedi.)

ON
Act on: In a disciplined football team, the players all act on what the couch says. (Disiplinli bir futbol takımında oyuncular hep koçun dediğine gore hareket ederler.)

Base on: This book is based on our studies and experiences in English language. (Bu kitap İngiliz dili üzerine çalışmalarımız ve deneyimlerimize dayanıyor.)

Call on: Call on me whenever you have any problem. (Bir sorunun olduğunda beni ara.)

Comment on: Although my mother-in-law is not so educated, she finds herself capable of commenting on every matter. (Pek eğitimli bir kimse olmamasına rağmen kayınvalidem her mesele hakkında kendini yorum yapabilecek kapasitede zanneder.)

Concentrate on: A responsible person concentrates on whatever he does. (Sorumlu bir insan yaptığı her iş üzerine odaklanır.)

Congratulate on: Everybody congratulated her on her remarkable performance in the company. (Herkes onu şirketteki önemli başarısından dolayı tebrik etti.)

Consult on: The general manager felt the need to consult on some specific matters. (Genel müdür spesifik konular hakkında danışma ihtiyacı hissetti.)

Count on: You can not count on bankers. They give you an umbrella in sunny weather and take it from you when it begins to rain. (Bankacılara güvenemezsin. Onlar, güneşli havada sana şemsiye verirler, yağmur başladığında ise geri alırlar.)

Decide on: The board of directors made a meeting to decide on the policies to be conducted. (Yönetim kurulu toplandı ve izlenecek politikalar hakkında karara vardı.)

Depend on: In Turkey, an old woman may depend on her children. (Türkiye’de yaşlı bir bayan çocuklarına sırtını dayayabilir.)

Your salary in this company depends on your performance. (Bu şirkette maaşın performansına bağlıdır.)

Dependent on: In liberal economies of today, people are becoming less and less dependent on the government. (Günümüz liberal ekonomilerinde, insanlar hükümete giderek daha az bağımlı oluyor.)

Draw on: He drew a check on his account on the bank. (Bankasındaki hesabı üzerine çek keşide etti.)

Economize on: Nowadays, the whole world is trying to economize on drink water. (Bugünlerde tüm dünya içme suyunu ekonomik kullanmaya çalışıyor.)

Embark on: The crew embarked on the ship. (tayfa gemiye bindi.)

Experiment on: The scientists are making experiments on cancer. (Bilimadamları kanser üzerine deneyler yapıyorlar.)

Insist on: She is very stubborn. She insists even on small issues. (O çok inatçı. En küçük meseleler de bile ısrar eder.)

Keen on: He is very keen on the food he eats. (Yedikleri konusunda çok titizdir.)

Lean on: One should never lean on untrust worthy friends. (Güvenilmez arkadaşlara bel bağlamamak gerekir.)

Live on: Millions of people live on nuts in Black Sea Region. (Karadeniz’de milyonlarca insan fındıktan geçinir.)

Operate on: He was operated on his liver in the hospital. (Karaciğerinden ameliyat oldu.)

Perform on: He performed very well on his job. (işini çok iyi yaptı.)

Pride (oneself): Our family prides itself on my brother’s who is a fighter jet pilot. (Ailemiz savaş uçağı pilotu olan kardeşimle iftihar eder.)

Rely on: Turkey has often relied on economic programs prepared by IMF. (Türkiye çoğu kez IMF tarafından hazırlanan ekonomik programlara güvendi.)

Vote on: Parliamentarians have to vote on motion in the parliament. (Parlementerlerin parlementoda verilen önergeleri oylamaları gerekir.)

Write on: My friend writes on high society in a daily newspaper. (Arkadaşım günlük bir gazetede yüksek sosyete hakkında yazılar yazar.)

OF
Accuse of: Michael Jackson was accused of child abuse. (Michael Jackson çocuk istismarından dolayı suçlandı.)

Afraid of: Almost everybody is afraid of mice. (Hemen hemen herkes farelerden korkar.)

Ahead of: Our national athlete Süreyya runs ahead of her rivals in international races. (Milli atletimiz Süreyya uluslararası yarışlarda rakiplerinin önünde koşar.)

Approve of: His promotion to a more senior level has been approved of by the head quarters. (Daha üst bir pozisyona terfisi genel merkez tarafından onaylandı.)

Assure of: The doctor assured the patient of a speedy recovery. (Doktor hastaya hızlı bir iyileşme konusunda güvence verdi.)

Aware of: Noone was aware of the fire which was about to break out. (Kimse çıkmak üzere olan yangının farkında değildi.)

Beware of: In city life people should beware of thieves and crooks. (Şehir hayatında insanların hırsız ve sahtekarlardan kaçınması lazım.)

Boast of: He is a rather physical guy and he likes boasting of it. (O oldukça fizikli birisidir ve bundan böbürlenmekten hoşlanır.)

Capable of: The company wants to hire employees who are capable of creating added value for it. (Şirket kendisi için katma değer yaratacak elemanlar aranıyor.)

Careful of: The television speakers should be extremely careful of their pronunciation. (Televizyon spikerleri telaffuz hususunda aşırı dikkatli olmaları gerekir.)

Certain of: Before applying to an university, you should be certain that the education standards are high. (Bir üniversiteye başvurmadan once, eğitim kalitesinin yüksekliğinden emin olmalısın.)

Complain of (about): Instead of complaining of the circumstances I would prefer to adapt my self to it. (Koşullardan şikayet etmek yerine ayak uydurmayı tercih ederim.)

Conscious of: A boxer ought to be conscious of every action he makes. (Bir boksör yaptığı her hareketin bilincinde olmalıdır.)

Consist of: Water consists of two molecules of hydrogen and one molecule of oxygen. (So iki molekül hidrojen ve bir molekül sudan oluşur.)

Convince of(about): The economic indicators convinced the investors of a healthy economy. (Ekonomik göstergeler yatırımcıları sağlıklı bir ekonomi hakkında ikna etti.)

Cure of: There have been significant breakthrough in the cure of deadly diseases. (Ölümcül hastalıkların tedavisi konusunda önemli ilerlemeler kaydedildi.)

Dream of(about): The young girl was dreaming of a magnificent wedding with a rich groom. (Genç kız muhteşem bir düğün ve zengin bir damadın hayalini görüyordu.)

Despair of: Some youngsters feel despair of their future. (Bazı gençler gelecekleri konusunda yeis duyuyorlar.)

East of: Turkey is east of Greece. (Türkiye, Yunanistan’ın doğusundadır.)

Envious of: I’ve always been envious of celebrities. ( Ben daima meşhur insanlara imrendim.)

Expect of: What I expect of you is good behavior and hard work. (Senden beklediğim terbiyeli olman ve sıkı çalışman.)

Fond of: The elderly people are mainly fond of classical music. (Yaşlı insanlar genellikle klasik müzikten hazeder.)

Full of: He is very energetic. He is full of energy. (O çok enerjiktir. O, enerji doludur.)

Guilty of: The court found her guilty of killing her husband in collaboration with her lover. (Mahkeme onu sevgilisiyle işbirliği yaparak kocasını öldürmekten suçlu buldu.)

Hear of(from) : Did you hear of the events that took place yesterday evening in the park? (Dün gece parkta vuku bulan olayları duydun mu?)

Independent of: When he was eighteen years old, he wanted to be independent of his family. (Onsekiz yaşına geldiğinde ailesinden bağımsız olmak istedi.)

Ignorant of: You are an uneducated guy. You are ignorant of what goes on in the world. (Eğitimsiz bir insansın. Dünyada olup bitenler hususunda cahilsin.)

Jealous of: She was so charming that the whole women in the city were jealous of her. (O kadar çekiciydi ki şehirdeki tüm kadınlar onu kıskanıyordu.)

Kind of(to): It was very kind of you to give me a hand at a time when I most needed it. (Bana en çok ihtiyaç duyduğum bir anda yardımcı olman çok kibar bir hareketti.)

North of: Black Sea is north of Anatolia. (Karadeniz Anadolu’nun kuzeyindedir.)

Proud of: The captain said to his soldiers “ I am proud of you. You have all served your country very well.”. (Kaptan askerlerine şunu söyledi: “Sizinle gurur duyuyorum. Ülkenize çok iyi hizmet verdiniz.)

Remind of: This pretty girl reminds me of someone in the past. (Bu güzel kız bana geçmişteki birisini hatırlatıyor.)

Get rid of: He is a useless man in the team. The team captain may get rid of him any time. (Takımda gereksiz bir insane. Takım kaptanı her an onun işini bitirebilir.)

Short of: Ankara is now short of water and shortage of water is no different than a torture. (Ankara’da şu anda su kıt ve su kıtlığı işkenceden farksız.)

Shy of: Some teenagers are shy of talking with others. (Bazı yeni yetme (10 – 19 yaş arası) çocuklar başkalarıyla konuşmaya utanırlar.

Smell of: The hyena smelled the smell of dead deer. (Sırtlan ölü geyiğin kokusunu aldı.)

South of: Mediterranean Sea is south of Europe. (Akdeniz Avrupa’nın güneyindedir.)

Sure of: The faculty dean said to the students who graduated the following: “I am hundred percent sure of your future success. (Fakülte dekanı mezun olan talebelere şunu söyledi: “Gelecekteki başarınızdan yüzde yüz eminim.)

Suspect of: The detective is feeling suspect of a well organized murder. (Detektif iyi organize edilmiş bir cinayetten kuşku duyuyor.)

Think of(about): I think of going to Antalya for a summer holiday. (Yaz tatili için Antalya’ya gitmeyi düşünüyorum.)

Tired of: I am tired of your capricious behavior. (Kaprisli haeketlerinden bıktım.)

Warn of(against): The weather authorities warned the public of an approaching hurricane. (Hava otoriteleri halkı yaklaşan kasırga hakkında uyardı.)

West of: West of Turkey is relatively richer than the rest of the country. (Türkiye’nin batısı ülkenin geri kalan kısımlarından daha zengindir.)

Worthy of: The rich man gave his wife a birthday present worthy of fifty thousand YTL. (Zengin adam karısına 50.000 YTL değerinde bir doğum günü hediyesi verdi.)

IN
Believe in: I am a believer. I believe in God. (Ben bir müminim. Tanrı’ya inanıyorum.)

Deficient in: Central bank of Turkey announced in nineteen eighty (1980) that it was deficient in hard currency. (Merkez Bankası 1980 yılında döviz açığı olduğunu ilan etti.)

Delight in: The delight in welcoming the governor in our house was great. (Valiyi evimizde ağırlamanın zevki büyüktü.)

Efficient in: This machinery is very efficient in textile production. (Bu makine tekstil üretiminde çok etkindir.)

Encouraged in: The talented youngsters should be encouraged in their ventures. (Genç yetenekler girişimlerinde cesaretlendirilmelidir.)

Employ(ed) in: Before getting promoted to a top level position, he was employed in various departments of the company. (Yüksek bir mevkiye terfi etmeden once, şirketteki muhtelif departmanlarda istihdam edildi.)

Engage(d) in: The father was very much embarrassed when he heard that his son was engaged in dirty activities. (Oğlunun kirli işlere karıştığını öğrenen baba bundan çok utandı.)

Experience in: He was made the head of the department although he had no experience in that job. (O, işte hiç deneyimi olmadığı halde departmanın başına getirildi.)

Fail in: When he failed in running the company, he was fired. (Şirketi yönetmede başarısız olunca işinden kovuldu.)

Fortunate in: The poor man wasn’t fortunate in any of his attempts to become a businessman. (Zavallı adam, işadamı olmak için gösterdiği tüm çabalarda talihsiz idi.)

Harm in: There is no harm in driving slowly and carefully. (Dikkatli ve yavaş sürmenin hiçbir zararı yoktur.)

Help in: My daughter wanted me to help her in doing her homework. (Kızım benden ödevini yapmada yardım etmemi istedi.)

Honest in: Some politicians have always been honest in their political life. (Bazı politikacılar siyaset hayatlarında daima dürüst olmuşlardır.)

Include in: The freight charges are included in the price. (Navlun masrafları fiyata dahil.)

Indulge in: The professor was indulged in scientific studies. (Profesör bilimsel çalışmalara daldı.)

Interest in: My children are only interested in rock music. (Çocuklarım sadece rock müzikle ilgilenirler.)

Instruct in: He instructs in chemistry. (Kimya dersi verir.)

Involve in: I am always afraid that my son may get involve in unlawful activities. (Her zaman oğlumun yasadışı faaliyetlere karışacağından korkarım.)

Persist in: The management persisted in the policies it adopted. (Yönetim yürürlüğe koyduğu politikaları uygulamakta sebat etti.)

Pleasure in: She said she had pleasure in serving the guests. (Misafirlere hizmet etmekten zevk duyduğunu söyledi.)

Poor in: Turkey is poor in petroleum. (Türkiye petrolde fakirdir.)

Rich in: Middle East is very rich in high quality crude oil. (Orta doğu yüksek kalite ham petrol bakımından zengindir.)

Share in: We each had a share in the success of our firm. (Firmamızın başarısıda hepimizin payı var.)

Take in: When the rain started, we took in our equipment in the garden. (Yağmur başladığında, bahçedeki ekipmanı içeriye aldık.)

Pride in: Our country has taken pride in the championships won by Hamza Yerlikaya. (Ülkemiz Hamza Yerlikaya’nın şampiyonluklarından gurur duydu.)

Trade in: He is a sharp dealer. He trades in bonds. (Keskin bir dealerdır. Tahvil üzerine iş yapar.)

Weak in: A leader shouldn’t be weak in addressing people. (Bir lider insanlara hitap etmede zayıf kalmamalı.)

AT
Amused at: We were all amused at his jokes. (onun şakaları bizi çok eğlendirdi.)

Angry at: The policeman got angry at the man who were shouting among the crowd. (Polis kalabalıkta bağıran adama kızdı.)

Arrive at: At last, we arrived at Ankara after a long and tiresome journey. (uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra Ankara’ya vardık.)

Astonished at:I was astonished at his failure in the exam. (Sınavdaki başarısızlığına şaşırdım.)

Bad at: I am very bad at mathematics. (Matematikte çok kötüyüm.)

Better at: Yous should try to be better at English. (İngilizce’de daha iyi olmaya çalışmalısın.)

Clever at: Some schools choose students clever at social sciences. (Bazı okullar sosyal bilimlerde zeki olan öğrencileri seçer.)

Efficient at: The new equipment will make the whole process more efficient at production. (Yeni ekipman bütün süreci üretimde daha etkin hale getirecek.)

Exclaim at: The referee exclaimed at the players “Play clean” (Hakem oyunculara çıkışarak “Temiz oynayın”dedi.)

Expert at: My uncle has been a superb expert at selecting the suitable grapes for making wine. (Amcam şarap yapımında kullanılacak en uygun üzümleri seçmede mükemmel bir uzmandır.)

Glance at: They glanced at each other and smiled tenderly. (Birbirlerine göz attılar ve sıcak bir şekilde gülümsediler.)

Good at: Arda is very good at word processing. (Arda kelime işlemcilikte çok iyidir.)

Indignant at: I saw her indignent at her mother. (Annesine kızdığını gördüm.)

Knock at: Someone knocked at the door in the middle of the night. (Gecenin yarısında birisi kapıyı çaldı.)

Laugh at: Why are you laughing at me? ( Bana niye gülüyorsun?)

Look at: Please don’t look at me this way. I am getting offended. (Lütfen bana öyle bakma. Rahatsız oluyorum.)

Paint at: The artist painted at the wall of his house. (Ressam evinin duvarlarına resim yaptı.)

Quick at: The lions are very quick at attacking their preys. (Aslanlar kurbanlarına saldırmada çok hızlıdır.)

Sad at: I am sad at the accidents that take place in traffic. (Trafikteki kazalara üzülüyorum.)

Wonderful at: He is wonderful at playing the piano. (Nefis piyano çalar.)

Work at: She is working at a national bank. (Milli bir bankada çalışıyor.)

WITH
Agree with: The parties agreed with each other on national matters. (Partiler ulusal konularda birbirleriyle anlaştılar.)

Angry with: Why are you angry with me? I didn’t do anything to you. (Niye bana kızıyorsun? Ben sana hiçbir şey yapmadım.)

Begin with: To begin with we have to define the job. (Başlangıç olarak işi tarif etmeliyiz.)

Busy with: She is always busy with raising her children. ( Daima çocuklarını yetiştirmekle meşguldur.)

Charge with: Although he did nothing wrong, he was charged with fraud. (Hiçbir yanlış bir şey yapmadığı halde sahtecilikle suçlandı.)

Compare with: The quality of Turkish textile goods can not be compared with those of other countries. (Türk tekstil mallarının kalitesi diğer ülkelerininkiyle karşılaştırılamaz.)

Communicate with: The operational units of an international company need to communicate with each other. (Uluslararası bir şirketin faaliyet birimleri birbirleriyle iletişim ihtiyacındadır.)

Compete with: In global economy, big and small companies all compete with each other. (Global ekonomide büyük ve küçük şirketler birbirleriyle rekabet ederler.)

Comply with: An exporter has to comply with clauses of l/c to receive payment from the bank. (Bir ihracatçı bankadan ödeme alabilmek için akreditif maddelerine uymalıdır.)

Confuse with: The cashier was confused with the amount to be paid to one person. (Veznedar bir kişiye ödenecek miktarının büyüklüğünden kafası karıştı.)

Consistent with: A statesman should always be consistent with his words and actions. (Devlet adamı söyledikleri ve yaptıklarıyla daima tutarlı olmalıdır.)

Content with: We should all learn to content with our possessions. (Sahip olduklarımızla yetinmeyi öğrenmemiz gerekir.)

Contrast with: His last offer contrasted with the previous one. (Son teklifi daha öncekiyle çelişti.)

Cope with: Those who failed to cope with the global trends are likely to get wiped out. (Global trendlere ayak uyduramayanlar muhtemelen silinecekler.)

Correspond with: Modern banks constantly correspond with each other. (Modern bankalar sürekli iletişim içindedir.)

Deal with: He works at a securities company and deals with future contracts. (Menkul kıymet şirketinde çalışır ve vadeli kontrat alım satımı yapar.)

Disgust with: Her neighbors are disgusted with her misbehavior. (Komşuları onun terbiyesizliğinden tiksiniyorlar.)

Familiar with: In business life every employee should be familiar with computer appliances. (İş hayatında herkes bilgisayar uygulamalarıyla aşina olmalıdır.)

Familiarize with: The training program aims to familiarize the participants with the latest matters of management. (Eğitim program katılımcıları en son yönetim teknikleri metodlarıyla tanıştırmayı hedefliyor.)

Fed up with: My father is fed up with my mother’s foolishness. (Babam annemin saçmalıklarından bıkıp usandı.)

Finish with: Before he died he was finished with all his social and ethical tasks. (Ölmeden once sosyal ve ahlaki görevlerini tamamladı.)

Get bored with: I got bored with your never ending claims. (Senin sürekli taleplerinden bıktım.)

Help with: Please help me with this hard work. (Lütfen bu zor işlere yardımcı olun.)

Identical with: These problems are identical with each other. (Bu sorunlar birbirinin aynısı.)

Interfere with: He doesn’t allow anyone to interfere with his job. (O kimseyi işine karıştırmaz.)

Mix with: Under mismanagement, everything get mixed with each other. (Kötü yönetim altında herşey birbirine karışır.)

Occupy with: In the past some small countries were occupied with big armies. (Geçmişte bazı küçük ülkeler büyük ordular tarafından işgal edildi.)

Part with: The two lovers parted with each other after a hard quarrel. (İki sevgili sert bir tartışmadan sonra birbirlerinden ayrıldılar.)

Patient with: Parents have to be patient with children. (Ebeveynler çocuklara karşı sabırlı olmalıdır.)

Please(d) with: I am not pleased with what I have seen. (Gördüklerimden memnun değilim.)

Popular with: Tarkan is popular with his songs and dances. (Tarkan şarkıları ve danslarıyla popülerdir.)

Quarrel with: The two sisters quarrel with each other which upsets their mother. (İki kızkardeş birbirleriyle tartışır ve anneleri buna üzülür.)

Reason with: We were all reasoned with her convincing words. (Hepimiz onun ikna edici sözlerine inandık.)

Satisfied with: The customers are all satisfied with the quality and prices of our goods. (Müşterilerin hepsi malların kalite ve fiyatlarından tatmin oluyorlar.)

Threaten with: The journalist was threatened with by the mafia because of what he wrote in the newspaper. (Gazeteci gazetede yazdıklarından dolayı mafya tarafından tehdit ediliyordu.)

FROM
Abstain from: One should abstain from gambling. (kumardan kaçınmak gerekir.)

Away from: While I was away from the city, many things have been changed. (Ben şehirden uzaktayken birçok şey değişti.)

Borrow from: Almost all companies borrow money from the banks. (Neredeyse tüm şirketler bankalardan kredi alırlar.)

Defend from: Turkish army has always successfully defended the country from enemies. (Türk ordusu her zaman ülkeyi düşmanlardan başarılı bir şekilde korumuştur.)

Demand from: His character is such that he demands nothing from anyone. (Karakteri öyledir ki kimseden birşey talep etmez.)

Differ from: Flowers differ from trees in many ways. (Çiçekler ağaçlardan birçok bakımdan ayrılırlar.)

Different from: Turkey is different from the rest of the world. (Türkiye, dünyanın geri kalanından farklıdır.)

Discourage from: She was discouraged from the mistreatment she received. (Gördüğü kötü muameleden dolayı cesareti kırıldı.)

Dismiss from: He was dismissed from his job because he always came to work late. (İşinden atıldı çünkü herzaman işe geç geliyordu.)

Draw from: The defeated army drew from the battlefield. (Mağlup ordu savaş alanından çekildi.)

Emerge from: Financial markets emerged from industrialized countries. (Mali piyasalar sanayileşmiş ülkelerde ortaya çıktı.)

Escape from: Noone was able to escape from Yedikule Prison. (Kimse Yedikule Hapishanesinden kaçamadı.)

Excuse from: He was excused from the job due to his illness. (Hastalığından dolayı işten affedildi-maruz görüldü.)

Far from: The city of Kars is two thousans kilometers far from Istanbul. (Kars şehri İstanbul’dan 2000 kilometre uzaktadır.)

Hinder from: We were hindered from mentioning our thoughts. (Fikirlerimizi söylemekten men edildik.)

Prevent from: Drugs prevent the people from all sorts of illnesses. (ilaçlar insanları he türlü hastalıktan korur.)

Prohibit from: The civilians were prohibited from trespassing the military zone. (Sivillerin, askeri alandan geçmeleri yasaklandı.)

Protect from: The workers in the factory are protected from dangers. (Fabrika işçileri tehlikelerden korunur.)

Receive from: She became very happy when she received an internet message from her fiancée. (Nişanlısından internet mesajı alınca çok mutlu oldu.)

Safe from: In school the pupils are safe from the hazards of the outside world. (Okulda öğrenciler dış dünyanın tehlikelerinden masundurlar.)

Separate from: The walls in a house separate the rooms from one another. (Bir evdeki duvarlar odaları birbirinden ayırır.)

Suffer from: She has been suffering from illness for years. (Yıllardan beri hastalıktan çekiyor.)

FOR
Account for: Turkish exports account for a small portion of world trade. (Türkiye’nin ihracatları dünya ticaretinin küçük bir kısmını meydana getirir.)

Apologize for: I apologize for my rudeness. I didn’t mean it. (Kabalığım için özür dilerim. İsteyerek yapmadım.)

Ask for: How can I help you when you don’t ask for it. (Sen istemeyince sana nasıl yardımcı olabilirim?)

Beg for: The poor man is begging for money. (Fakir adam para dileniyor.)

Blame for: Why do you blame me for something that I didn’t do. (Niye beni yapmadığım bir şey için suçluyorsun?)

Call for: When your life is in danger, you can call for help from a police station? (Hayatın tehlikedeyse, polis karakolundan yardım isteyebilirsin.)

Charge for: Although he was innocent, he was charged for theft. (Masum olduğu halde hırsızlıkla suçlandı.)

Die for: A real patriot is always ready to die for his/her country. (Gerçek bir vatansever vatanı için ölmeye daima hazırdır.)

Eager for: She is always eager for cooperation. (İşbirliği için daima isteklidir.)

Enough for: We have done enough work for today. (Bugün için yeterli iş yaptık.)

Exchange for: In a financial transaction, stocks can be exchange for bonds. (Bir mali işlemde hisse senedi tahville değiştirilebilir.)

Famous for: İzmir is famous for its fruits. (İzmir meyveleriyle meşhurdur.)

Fit for: The human resources company tries to find candidates fit for vacant positions. (İnsan kaynakları şirketi boş yerlere uygun adaylar bulmaya çalışır.)

Grateful for: We are all grateful to our parents who have raised us. (Hepimiz bizi yetiştiren ebeveynlerimize müteşekkiriz.)

Hope for: The new generation hopes for a bright future. (Yeni nesil parlak bir gelecek ümit ediyor.)

Look for: I am looking for my bag which I have just lost. (Henüz kaybettiğim çantamı arıyorum.)

Mourn for: When my aunt died, all the family mourned for her. (Teyzem öldüğünde tüm aile onun için yas tutu.)

Pay for: The company pays for all the expenses I make during a business trip. (Şirket iş seyahati sırasında yaptığım tüm harcamaları karşılar.)

Prepare for: We have already started to prepare for the holiday. (Tatil için şimdiden hazırlanmaya başladık.)

Provide for: The charity organizations provide for the poor and homeless. (yardım kuruluşları fakir ve evsizlerin geçimini temin eder.)

Punish for: The child was punished for breaking the window. (Çocuk camı kırdığı için cezalandırıldı.)

Ready for: The team is ready for the next match. (Takım bir sonraki maç için hazır.)

Responsible for: I am responsible for what I’ve done. (Yaptıklarımdan sorumluyum.)

Search for: The mother is searching for her lost child. (Anne kayıp çocuğunu arıyor.)

Sorry for: I am sorry for what happened in my absence. (Yokluğumda olanlardan dolayı üzgünüm.)

Suitable for: The weather is suitable for a picnic. (Hava piknik için uygun.)

Sufficient for: Our food is sufficient only for a couple of days. (Yiyeceğimiz sadece iki gün için yeterli.)

Thank for: Thank you for your quick turnaround. (Hızlı yanıtınız için teşekkürler.)

Thankful for: I am thankful to those who assist me in writing this book. (Bana bu kitabı yazmamda yardımcı olan herkese teşekkür ederim.)

Valid for: The pass port is valid for six months. (Pasaport altı ay için geçerlidir.)

Vote for: She voted for the ruling party. (İktidardaki partiye oy verdi.)

Wait for: I will be waiting for you at the bus stop. (Seni otobüs durağında bekliyor olacağım.)

ABOUT
Care about: I don’t care about what others think of me. (Başkalarının hakkımda düşündüklerine aldırmam.)

Crazy about: All the boys are crazy about her. (Bütün gençler ona bayılıyor.)

Curious about: It is not an important matter. You don’t need to be curious about it. (Bu önemli bir mesele değil. Meraklanmana gerek yok.)

Doubtful about: Why are you doubtful about his achievements? (onun başarılarından niye kuşkulanıyorsun?)

Enthusiastic about: The project team are very enthusiastic about the success of the project. (Proje takımı, projenin başarısı konusunda çok hırslı.)

Quarrel about: Actually there was nothing worth quarrelling about. (Aslında tartışmaya değer hiçbir şey yoktu.)

Reluctant about: He was reluctant about moving to another city. (Başka bir şehire taşınma konusunda müteredditti.)

Right about: It took some time to understand that he was right about his allegations. (İddialarında haklı olduğunu anlamak biraz zaman aldı.)

Sorry about: I am sorry about him. He is in a bad situation. (Onun için üzgünüm kötü bir durumda.)

Talk about: Bankers only talk about banking business when they come together at a place. (Bankacılar bir yerde toplanınca sadece bankacılıktan bahsederler.)

Think about: We should get used to thinking about everything in a global scale. (Herşeyi global ölçekte düşünmeye alışmalıyız.)

Uneasy about: The voters are uneasy about the level of democracy in the country. (Seçmenler ülkedeki demokrasi düzeyi hakkında rahatsızlar.)

Worry about: Don’t worry about me. I can take care of myself. (Beni merak etme. Başımın çaresine bakabilirim.)

AGAINST
Be against: He said that he was against dictatorship. (Diktatörlüğe karşı olduğunu söyledi.)

Fight against: Turkey has been fighting against terrorism for years. (Türkiye yıllardır terörizme karşı savaşıyor.)

React against: Sometimes children react against the rules imposed by their parents. ( Bazen çocuklar ailelerinin empoze ettiği kurallara karşı gelirler.)

BY
Judge by: Judging by the results, we understand that he worked very hard. (Sonuçlara bakarak onun çok çalıştığını anladık.)

Swear by: I swear by God that I will be faithful to you. (Sana sadık kalacağıma Tanrı üzerine yemin ederim.)

• İlketkinlik Online Test Merkezi

• İlketkinlik Eğlence Merkezi

Sitemiz, hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir. Sitemiz, 5651 sayılı yasada tanımlanan yer sağlayıcı olarak hizmet vermektedir. İlgili yasaya göre, site yönetiminin hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu nedenle, sitemiz uyar ve kaldır prensibini benimsemiştir. Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan bir biçimde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahipleri veya meslek birlikleri, fatih(at)ilketkinlik.com mail adresinden bize ulaşabilirler. Şikayet yerinde görüldüğü takdirde ihlal olduğu düşünülen içerikler sitemizden kaldırılacaktır.Sitemiz hiçbir şekilde kar amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

üst