Edebiyat ve tarih arasında nasıl bir ilişki vardır ?

Başlangıçta tarih, edebiyatın içinde yer alan bir türdü. 19. yüzyılın başlarında tarihçiler, tarih biliminin yöntemlerini kullanarak tarih ve edebiyat arasındaki ayrımı oluşturdular. Böylece edebiyat, insanın duygu ve düşüncelerinin sanatsal bir yolla ifadesi; tarih ise insanlığın zaman içinde yaşadığı olayların kayıtlara geçirilmesi olarak tanımlanıp birbirinden ayrıldı. Ancak edebiyat-tarih ilişkisi aktif bir etkileşim içinde devam etti. Toplumların yaşamlarını, yarattıkları medeniyet ürünlerini inceleyen bir alan da tarihin bir alt kolu olarak zaman içinde ortaya çıktı ve kola "medeniyet tarihi" adı verildi.

Bu açıklamalardan anlaşılacağı gibi tarihin de edebiyatın da temel konusu insandır, toplumdur. Bir toplumun yarattığı edebiyat ürünlerine bakılarak o toplumun coğrafi konumu, dinî inançları, ekonomisi, adalet ve hukuk düzeni, gelenekleri ve siyasî yaşamı, uygarlık düzeyi hakkında pek çok bilgi edinilir. Bu da edebiyatın tarihle ve medeniyet tarihiyle yakın bir ilişki içinde olduğunu ortaya koyar. Bir edebiyat eserini tam olarak anlamak ve yorumlayabilmek için o eserin yaratıldığı dönemin toplumsal yaşamını, duyuş ve düşünüş tarzını, o dönemin önemli olaylarını bilmek gerekir. Bu da gösterir ki tarih biliminden yararlanmadan edebiyatın tarihsel değişimi ve gelişimi tam olarak değerlendirilemez.

Edebiyat, tarih bilminden yararlanırken tarihi de bire bir kullanmaz. Edebî eserin tarih öğretmek gibi amacı da olamaz. Örneğin tarih, bir savaşı neden ve sonuçlarıyla ortaya koyarken, edebiyat, bu savaşın toplum hayatında yarattığı acıları anlatır, edebiyatın anlattığı savaş da gerçekte yaşanan bu savaş değildir aslında, çünkü edebiyatın gerçeği, yaşanan gerçeklikten farklı olan "kurmaca gerçeklik"tir. Yani edebî metinlerde anlatılan olaylar her ne kadar yaşanmış olsa da tarihi bir belge niteliği taşımaz. Edebiyat, tarihi gerçeklikten belli ölçüde yararlansa da bu gerçeklik sanatçının hayal dünyasında yeniden şekillenir ve edebiyatın kurmaca gerçeğine dönüşür.

Edebi eserin tarih öğretmek gibi bir işlevi olmasa da tarih bilimini anlama ve sevdirmede etkin bir rolü vardır. Bu bağlamda tarihçinin anlattığı tarihi bir olay ya da şahsiyet, edebiyat aracılığıyla ilgi haline gelebilir. Örneğin 17. yüzyılın ilginç bir tarihi olayı olan Genç Osman'ın öldürülmesi, üç ayrı tiyatro yazarımız tarafından işlenmiş bu tarihi şahsiyetin nesiller boyu unutulmaması ve sevilmesi
sağlanmıştır.

Edebiyat eserleri, kimi durumlarda insanlara ders verme işini tarihten daha etkili yapabilir. Örneğin pek çok tarih kitabı savaşın insan hayatında yarattığı acıları, yıkımı ve umutsuzluğu Cengiz Aytmatov'un, Toprak Ana adlı romanı kadar etkili anlatamamıştır.

Menu