Kara mizah nedir ve özellikleri, kara mizah örnekleri

Yalnız güldürmeyi değil, düşündürmeyi ve yermeyi de amaçlayan mizah türüne kara mizah denir. Kara mizah insanda “Bu duruma gülsem mi ağlasam mı?” ya da “Gülerim ağlanacak halimize!” türünden düşüncelerin oluşmasını sağlayan mizah türüdür. İroniyle kara mizah arasında şöyle bir fark vardır: Kara mizahta güldürücü ögeler belirgin şekilde kullanılır. Yani bu tür metinlerde insanı gerçekten güldüren bir olayın ya da durumun anlatılması söz konusudur. Ama insanı güldüren bu durum, aynı zamanda insanın üzülmesine de neden olacak bir durumdur, bir sorundur, toplumsal bir çelişkidir, kanayan bir yaradır. Kara mizahta anlatıcı bu çelişkiyi, bu sorunu göstermek ister. Anlatılan şeyler gerçekten komiktir ama aynı zamanda trajiktir yani trajikomiktir.

Kara  mizah,  edebiyat  dışındaki  sanatlarda özellikle de sinemada kullanılabilmektedir. İzleyiciler, bir kahramanın başından geçen olaylara bir taraftan gülmekte öte taraftan üzülmekte hatta ağlayabilmektedirler. Kara mizahın böyle bir özelliği vardır. İronide asıl amaç yergidir. Bu yergide mizah, bir sözün ya da metnin, görünüşteki anlamının tam tersinin kastedilmesiyle oluşturulur. Kara mizahta böyle bir durum söz konusu değildir, her şey apaçıktır. Ortada insanı gerçekten güldürürken aynı zamanda düşündüren çoğu zaman da üzen bir sorun vardır. Ne var ki ironide “yol göstericilik” sezilebildiği hâlde kara mizah çoğu kez çözümsüzlüğe yaslanır. Karikatürlerde, polemik içerikli metinlerde, tartışmalarda, fıkralarda, öykülerde, tiyatro metinlerinde kara mizahtan yararlanılabilir.

Kara mizah örnekleri

Kara mizahın en bilinen örneği, İhtilal dönemi Fransa’sının kraliçesi Marie Antoinette ile ilgilidir. Kraliçenin, sarayın önünde bağrışanların gürültüsü üzerine saray balkonuna çıkıp halka” Ne istiyorsunuz?” diye sorduğu; halkın “Açız, ekmek bulamıyoruz, yiyecek ekmeğimiz yok!” demesi üzerine de kraliçenin, halka “Ekmek bulamıyorsanız pasta yiyin!” dediği rivayet edilmektedir.


Kara mizah örneği sayılabilecek pek çok örnek bizde de mevcuttur: Sultan İkinci Mahmut’un Nişancısı olan Hâlet Efendi (1761-1822) birçok kişiyi öldürmüş, merhametsiz bir kişiymiş. Bir gün idam ettireceği bir delikanlıyı kurtarmaya gelenler: Efendim, kıymayın, bağışlayın. O henüz çok genç.” diye yalvarınca Halet Efendi: “Canım! Kimine çok gençtir yazık olur, diyorsunuz, kimine de çok yaşlıdır, acıyın diyorsunuz. Peki, ama boğdurtmak için ben her zaman orta yaşlıları nereden bulayım?” demiştir.

Menu