Blog ne / nedir | 2791

Zühd, Allahu Teala'nın yasakladığı şeylerden kaçınıp dünya varlığına ve lezzetlerine rağbet etmemek; Hakk'ın rızasına ve ahiret nimetlerine kavuşmak için çalışmaktır.

Zühd, kazancı, çalışmayı terk ederek atalet ( tembellik ) içinde olmak değildir. Zühd elde bütün eşyayı bırakmak, bunları kullanmamak değil, elinde olan dünyalığa kalben bağlı olmamak, dünya malını elde etmek için meşru olmayan yollarla başvurmamaktır. İbn-i Mübarek (rah.), kendisine "zahid" diye hitab edenlere demiştir ki: " Ben nasıl zahid olabilirim; zaten hiçbir şeye sahip değilim. Zahid, Ömer bin Abdülazizdir ki, kendisine dünya saltanatı verildiği halde ona rağbet etmemiştir."

Zühdün üç mertebesi vardır.

Birincisi: Haramı terk etmektir. Bu avamın zühdüdür.

İkincisi: Dünya malından ihtiyaca yetecek kadarından fazlasını terk etmektir. Bu da havassın; seçilmişlerin zühdüdür.

Üçüncüsü ise masivayı; insanı Cenab-ı Hak'tan gafil bırakacak olan her şeyi terk etmektir. Bu da seçilmişlerin seçilmişi olan havassü'l-havassın zühdüdür.

Allahu Teala'dan gafil bırakmayan ve israf etmeden harcanan bir dünya varlığı Allahu Teala'nın ihsanıdır ve makbuldür. Bundan dolayı da Cenabı Hakk'a hamd ve şükür etmelidir. Başkalarına muhtaç olmamak için helalinden kazanmak, vera ve takva esaslarındandır. Müslüman için dünya varlığı esasında kötü değildir. Aksine insanlar bu dünyada bulundukça çalışmaya, kazanmaya mecburdurlar.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.): "Bir müslüman, helalinden kazanmak maksadıyla çalışıp yorgun bir halde gecelerse, günahları bağışlanmış olarak gecelemiş olur." buyurmuşlardır.

Ashab-ı Kiram'dan birçokları servetlere sahiptirler. Talha ve Zübyr hazretlerinin bir hayli servetleri vardı. Kufe'de, Basra'da, Medine-i Münevvere'de muhteşem konaklar yaptırmışlardı. Halbuki bu zatlar son derece zühd ve takva sahibi idiler. Servetleri ibadet ve itaatlerine mani olmuyordu. Bu zatlar Aşere-i Mubeşşere'den idiler. Cennetle müjdelenmiş olmaları dünyayı terk etmelerini icab ettirmiyordu.

Menu