İslamiyet öncesi türk kültürü

İslamiyetten önceki Türk edebiyatı, çok eski tarihlerden başlayarak 11. yüzyıla kadar sürmüştür. Bu edebiyatın oluştuğu coğrafi bölge ise kesin sınırlarla çizilememekle birlikte, dönemin sanat ve edebiyat ürünleri, Türklerin ana yurdu olan Orta Asya'da oluşmuştur.

İslamiyet öncesi türk kültürü

İslamiyetten önceki Türk edebiyatı, çok eski tarihlerden başlayarak 11. yüzyıla kadar sürmüştür. Bu edebiyatın oluştuğu coğrafi bölge ise kesin sınırlarla çizilememekle birlikte, dönemin sanat ve edebiyat ürünleri, Türklerin ana yurdu olan Orta Asya'da oluşmuştur. Bu nedenle bu dönem edebiyatına Asya-Orta Asya edebiyatı veya edebiyatları da diyebiliriz.

Orta Asya'daki Türk devletleri, devletlerin yönetim şekli, sosyal yaşam, dini inançlar, toplumların dünya görüşleri ve dilleri yaratılan eserlere de yansımış, edebiyat ürünleri bu özelliklere göre şekillenmiştir. Dönemin ürünlerini anlamak ve yorumlayabilmek için Türlerle ilgili bazı bilgiler verelim.

A. Türklerin Yaşadıkları Coğrafya

Türklerin ana yurdu Orta Asya'nın batısı olup Tanrı Dağları'ın etekleridir. Moğolistan'ı da içine alan geniş bozkırlardır. Bu bölgenin iklimi sert, nüfusu seyrektir. Türkler bu bozkırlarda küçük boylar halinde göçebe bir yaşam sürmüştür. Bu iklim koşulları ve yayla-bozkır yaşamı, Türkleri az konuşan, ciddi, sert, kuvvetli ve cesur yapmıştır. Bu karakteristik özellikleri de savaş, kahramanlık ve bozkır-yayla konulu ürünler vermelerini sağlamıştır.

B. Türklerin Sosyal Durumu

Bozkır iklimi, sürekli tarım düzenine elverişli olmadığı için göçebe olan Türkler, gezginci bir yaşam sürmüş, çadırlarda yaşamıştır.

Hayvancılıkla uğraşmışlar, yazın yaylalara çıkıp kışın kışlaklarına çekilmişlerdir. Bu hayat tarzı, sürekli savaş hazırlığı içinde, her türlü sürprize hazır olmalarını zorunlu kılmış, bu da Türkleri disiplinli, atik, ileri görüşlü yapmıştır. Sürekli hareket halinde olan yaşamları, onların belli bir bölgeye yerleşmelerini, orayı vatan olarak kabul etmelerini engellemiştir.

Türk boyları yaptıkları akınlarla çeşitli toprakları almışlarsa da buraya bir süreliğine yerleşip ekip biçmişler, bu toprakları savunmuşlar, coğrafi şartlar değişince orayı bırakıp yeni akınlar ve fetihlere yönelmişlerdir.

Bu durum da Türklerin hem geniş bir coğrafyada varlık göstermelerini sağlamış hem de yerleşik hayata geçmelerini
geciktirmiştir.

Batılı bilginler Türklerin medeniyetine "atlı kültür" adını vermiştir. Bu da atın Türk hayatındaki önemini gösterir. Türk devlet teşkilatının düzen ve iletişimini sağlayan atları, Türkler evcilleştirmiştir. Yaşamları at üstünde geçmiştir.

Türklerde her eşya ve sanat eseri göçebe yaşam tarzına uygun ayarlanmıştır. Kolay taşınabilir, yükte hafif olanlar seçilip yapılmıştır. Sanat eserleri de doğal olarak büyük binalar, heykeller değil; işlemeli kılıç kabzaları, kemerler, tokalar, altın veya tunçtan yapılan biblolardan oluşmuştur.

Bu dönemde kadınla erkek eşit olarak kabul edilmiş, Hakan gibi Hatun da ülkede sözü geçen biri kabul edilmiştir. Türklerde aile kutsal kabul edilmiş, evlilik birbirine denk kimseler arasında gerçekleşmiştir.

Tüm bu özellikler dönemin eserlerine bire bir yansımış, destan ve koşuklardan bunlara ait birçok bilgi saptanmıştır.

Ayrıca Türklerin diğer uluslara göre daha çok doğal destana sahip olmaları da geniş bir coğrafya içinde birçok devlet kurup yıkmalarıyla açıklanabilir.

C. Türklerde Devlet Yapısı

Türklerin göçebe hayatına uygun bir devlet düzeni vardır. Çünkü Türkler ihtiyaçlarını değiş-tokuş yoluyla ağlayamazsa savaşla karşılamak zorundadır. Bu da Türklerin savaş zamanı birleşerek güçlü olmalarını gerekli kılmıştır. Bu nedenle küçük boyların reisleri, büyük ve nüfuzlu beylere uyruk olmuş, onlar da büyük bir Hakana bağlanarak adem-i merkeziyet tipinde Türk devletleri meydana getirmişlerdir. Hakan, milletini mutlak bir şekilde idare etmiş, yanında da boy reislerinden ve şehzadelerden kurulmuş bir meclis bulundurmuştur.

Hakanlar milletini her türlü tehlikeye karşı koruyan, öngörü sahibi kudretli insanlardır. Onun emirlerine itaat etmek en önemli noktadır. O dönemin bir atasözü de bu durumu vurgulayarak "Toprağın dengesini dağlar, milletin düzenini beyler temin eder." demiştir. Eski Türk destanlarında Kağan ya da Hakanların çok güçlü ve olağanüstü nitelikler taşıyan insanlar olarak anlatılmasının nedeni de budur.

D. Türklerde Dini İnançlar

Şamanizm: İslamlık'tan önce Türkler arasında doğmuş, gelişmiş, bazı yabancı etkilerle birlikte daha çok Türk mitolojisine dayalı inanç manzarası göstermiş bir din sayılmaktadır. Şamanizmde Şaman (Kam) denilen rahipler, büyük tanrı "Ülgen"e kurbanlar sunarak ve ayinlerde dua ederek ruhları cehennemden kurtararak "gök"e ulaştırır ve huzura erdirir inancı vardır. Şamanlığa göre dünya, yerin üstünde dokuz kat gök ve yerin altında dokuz kat (cehennem) tan oluşmuştur. Göğün en üst katında Ay'ı ve Güneş'i yaratan Tanrı Ülgen oturur. Ülgen, ışık ve aydınlık demektir, şimşekleri, yıldırımları ve yaratma gücünü elinde tutar, ruhlara huzur bağışlar.

Yer altı (cehennem) ise kötü ruhların barınağıdır. Bu dokuz kat yer, "Erlik" adındaki kötülük tanrısının buyruğundadır. İnsanlara her türlü felaket ondan gelir; istediği kurban verilmeyince bütün hastalık ve afetleri insanların başına sarar.

Budizm: M.Ö. 5. yüzyılda, Hindistan'da Budha tarafından kurulmuş, inançtan çok derin bir felsefeyi andıran dindir, çünkü bu dinin tanrısı yoktur. Yalnız "Nirvana" denilen bir kavrama ulaşmak vardır. Budha'ya göre yaşam acı ve ıstıraplardan oluşmuştur. Bu ıstırapların nedeni insanların ihtiraslarıdır. Bu dünyanın sevinci ve kederi boş kuruntulardır.

Her şey değişkendir. Değişmeyen, bozulmayan edebî ülke Nirvana'dır. İnsanların hırslarını yenerek Nirvana'ya ulaşması için "sekiz katlı yol" gerekir. Bunlar, doğru iman, doğru karar, doğru iş, doğru söz, doğru yaşama, doğru
çalışma, doğru düşünme ve doğru kontroldür. Bunları yapabilen kişi her türlü kötülük ve olumsuzluktan kurtulur.

Mani dini: M.S. 215'te "Mani" tarafından kurulmuştur. Budizm, Hıristiyanlık, Musevilik, Zerdüştlük gibi yaygın dinlerin kaynaştırılmasından oluşmuştur. Maniheizm'in esası, hayrı temsil eden tanrı (ışık) ile karanlığı temsil eden tanrının (şeytan, karanlık) mücadelesine dayanır. İnsanda ruh, ışığın; beden ise karanlığın timsalidir. Sürekli devam eden bu savaşta, ışık karanlığı mutlaka yenecektir. İnsanın insan olabilmesi, yükselebilmesi de ruhunun bedene üstün gelmesine bağlıdır. Manihezim'de insanın ruhça yükselebilmesi için az yemesi, az uyuması, az rahat etmesi gerekir.

Et ve yağ yemek; süt ve şarap içmek yasaktır. Manihezim insanlara barışı, iyiliği ve hareketsizliği emreder. Şamanizm daha çok Göktürkler arasında yaygın bir dindir. Uygurlar, Kırgızlar ve Başkırtlar arasında da yer yer görülmüştür. Göktürlere ait edebi eserlerde Şamanlığın özelliklerine ve ritüellerine çok sık rastlanır.

Budizm inancı, Uygurlar devrinde çok sayıda edebi eserin meydana getirilmesini sağlamıştır. Mani dini, Uygur devrine birçok zarif minyatür, manzum ve nesir parçalar kazandırmıştır.

Bu dinler ve inanışlar Türk mitolojisini oluşturan ana unsurlardır.

  • Yazı Etiketleri :
  • türk edebiyatı
  • islamiyet öncesi türk edebiyatı
  • mani dini
  • atlı kültür
Sözlü edebiyat dönemi metin örnekleri
Yazıyı Oku

Sözlü edebiyat dönemi metin örnekleri

Örnek sav metinleri ve açıklamaları
Yazıyı Oku

Örnek sav metinleri ve açıklamaları

Türk edebiyatının dönemleri (dönemlere ayrılması)
Yazıyı Oku

Türk edebiyatının dönemleri (dönemlere ayrılması)

Türk edebiyatının dönemlere ayrılmasında ölçütler
Yazıyı Oku

Türk edebiyatının dönemlere ayrılmasında ölçütler

Edebiyat tarihçisi kimdir, görevleri neler ve edebiyat tarihi
Yazıyı Oku

Edebiyat tarihçisi kimdir, görevleri neler ve edebiyat tarihi

Aşık tarzı halk şiirinin temsilcileri ve şiirleri (eserleri)
Yazıyı Oku

Aşık tarzı halk şiirinin temsilcileri ve şiirleri (eserleri)

Menu